surahs for slovens – küçük İskender

Image result for flaming snake mouth

 

surahs for slovens

in the flood tide of the first sound the full moon grew
we were dreaming as we passed through the flaming snake-mouth
in the fat eye was that look, dragging its capilliaries along
dark rage of innerwords, that utter oubliette
that unheard sabotage, inferno, that last blazingblame

we knew, it was wrong to be scared
of the graveyard overhead – – segregation
the smile we winnowed out of passions: deep dismay, and
that incidental paleness. what happened to: my lover! i got lost,
yeah, that night inside the secret passage, the
secret passage that opened onto your soul, the flesh candle
in one hand, in the other my enzyme bracelets.. lips’ curls..
i know, that sometimes this city doesn’t exist
it’s not the ones who left I miss,
but the era I didn’t witness. how can you do this,
you, who say my shoulders are like copper,
my hairs like golden grass,
how can you do this,
(all sons are strung on crucifixes raised by their mothers,
our failings bought on credit,
most of our misdeeds – childhood heists)

i know, that sometimes this city doesn’t exist
hauling, bearing, carrying like a
solitary backward-growing tumour of dust,
love is a stream of allusion
love, causing the glut of you to overflow in my face

the sprite fell out, i am the fairy
of the fullmoons, waning famously, you petal
are feral. take / me. he kisses the foal on the head
and kills it in the secret passage!

or according to one hypothesis
i am the decomposing houseguest
in the place where the moon touches
the beach seen from his bedroom window
– at that time. my legs
are plastic and if you glimpse a letter drawn by a scalpel
on what can be glimpsed of my chest
through the open collar of my shirt
if the bloodbrimming from this letter’s opened wound
is salty and a little mushy.. take / me. armageddon
is pregnant with betrayal.

poet: küçük İskender
Translated by Caroline Stockford 2015
(c) küçük İskender, Sel Yayıncılık

 

mendebur süreleri
ilk sesin med’inde dolunay büyüdü
düşleyerek geçtik yanan yılan ağzından
iri gözde damarlarını sürükleyen o bakış
içerisözlerin karanlık hiddeti, o çok zindan
o duyulmaz kundaklanış, yangın, o son yanışbiliyorduk, ki yanlıştı korkmak
yukardaki mezarlıklardan – – tecrit
aşklardan ayıkladığımız tebessüm: hüsran, ve
o tesadüfi sararış. Hani: sevdalım! içine
giden gizligeçitte
kaybolmuştum ya o gece, ruhuna açılan
gizligeçitte, elimde et mum, ötekinde
enzim bileziklerim.. dudak bukleleri..
biliyorum, ki bazen bu kent yoktur
terkeden, özlediğim değil
kaçırdığım çağdır. Nasıl yaparsın bunu,
omuzlarıma bakır
tüylerime altın otu
diyen sen nasıl yaparsın bunu,
(annelerinin tuttukları çarmıha gerili
bütün oğullar; hatalarımız
veresiye, hatalarımız çocuk soygunu)

biliyorum, ki bazen bu kent yoktur
yalnız tersine büyüyen toz bir ur
gibi taşımaktır taşımaktır taşımaktır,
taş bir ırmaktır aşk
aşk, sende taşırmak’ı yüzüme taşırmaktır

cin düşmüş dolunaylarda ben peri
şan, sen gül
yabani. Al / beni. Gizligeçitte öldürüyor
çünkü tayı alnından öpen elişi kişi! .

Ya da bir varsayıma göre
çürümüş misafirim ayın
yatakodası penceresinden görülen sahi
le dokunduğu yerde- o zaman. Bacaklarım
plastik ve gömleğimin açık yakasından
görülebilecek kadarki göğsüm üstüne
neşterle çizilmiş bir harf görürsen
bu harfin açtığı yaralardan akankan
tuzlu ve hafif peltemsiyse.. Al / beni. Mahşer
gebedir ihanete!

küçük İskender

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s